Beyin yakan 5 otomotiv patenti başvurusu

Gün geçmiyor ki otomobil üreticileri ve otomotiv yan sanayi firmaları yeni teknolojileri ile karşımıza çıkmasınlar. Kimi zaman akla yatan...

Gün geçmiyor ki otomobil üreticileri ve otomotiv yan sanayi firmaları yeni teknolojileri ile karşımıza çıkmasınlar. Kimi zaman akla yatan kimi zaman ise oldukça çılgın ve saçma diyebileceğimiz projeler geliştiren firmalar seri üretime geçsin yada geçmesinler bu projeleri geliştirerek bir nevi beyin fırtınası yaparlar. Bu tip çalışmalar başta saçma ve uygulanamaz gibi görünse de umulmadık yerlere uzanabilir ve ete kemiğe bürünebilirler. Bu nedenle de hiçbir fikri ve projeyi küçümsememek gerekiyor diye düşünüyoruz.

Biz de bu doğrultuda son zamanlarda karşılaştığımız bazı ilginç projeleri listelemeye karar verdik. Ancak bu projeler sadece taslak olarak kalmadı ve patent ofisine başvuruları da gerçekleştirildi. Patent için başvurusu yapılan projeler taslak olarak kalmayan, tasarımcının önem verdiği çalışır ve işlevsel projeler olmasıyla öne çıktığı için listemizdeki 5 patent başvurusu ilerleyen yıllarda önümüze çıkabilir. Hatta bunlardan bir tanesi kullanılmaya başlandı bile.

Google - Yapışkan motor kaputu

Son yıllarda araç kazalarında dikkat edilen konulardan birisi de yaya güvenliği olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda EuroNCAP gibi kuruluşlar artık yaptıkları testlerde yaya maketlerini de dahil ediyor ve önden çarpmalarda araçları bu yönde derecelendiriyorlar. Ayrıca otomobil üreticileri de özellikle ön kaput tasarımlarını bu doğrultuda şekillendirmeye başladılar. Diğer taraftan bazı araçlarda standart ve opsiyonel olarak sunulmaya başlanan yaya tespit sistemleri de çarpma ihtimalinin olduğu yayayı tespit ederek sürücüden bağımsız olarak fren yapıyor ve aracı durduruyor. Tüm bu çalışmalar sayesinde kazalarda yaya yaralanma ve ölümlerinin azaltılması hedefleniyor. 

Otomobil üreticileri çalışmalarını sürdüredursun sürücüsüz araç tasarlayan ve gerçek yollarda testlerine de son hızla devam eden Google, oldukça ilginç bir yaya koruma yönteminin patenti aldı. Koruma sistemi aslında "fly paper" yani sinek kağıdı esasına dayanıyor. Yaya kazaları ağırlıklı olarak önden çarpma ile gerçekleşiyor ancak yayaya esas zararı veren aracın çarpması değil yolcunun kaza sonrası sekerek başka yere çarpması ve düşmesi sonucu gerçekleşiyor. Bu durumu sineğin kağıda yapıştığı gibi yolcunun da kaputa yapışacağını düşünerek çözmeye çalışan Google karşımıza basit bir mantığa dayanan ancak oldukça komplike bir teknoloji ile çıkmış olabilir. 


İlk bakışta herkesin aklına gelecek sorular ise aslında gayet açık;
  • Peki ama havadaki toz, sinek de kuşlar da motor kaputuna yapışmaz mı?
  • Araç dururken kaputun üzerine kedi çıkarsa ne olacak?
  • Bu araç nasıl yıkanacak?
  • Yağmur yağarsa ne olacak? 
  • Biri elini de  kaputa yaslarsa ne olacak? 
Bu sorular gülerek sorabileceğimiz soruların başında geliyor. Ancak karşımızda Google gibi sürücüsüz araç geliştiren bir devin olduğunu da unutmamak gerekiyor. Çılgın teknoloji temel olarak çift taraflı yapışkan kaput filmi olarak düşünülebilir. Bir tarafı kaputa yapışan kaplamanın diğer tarafında yayaya yapışan yüzey bulunuyor. Ayrıca yukarıdaki sorularımızın cevabı olarak yapışkan dış yüzeyin üstünde çok özel, parlak ve pürüzsüz bir tabaka mevcut. Bu tabaka şiddetli bir çarpmanın etkisi ile saliseler içinde yumurta kabuğu benzeri yapısı ile tuzla buz olarak etkisiz hale geliyor, alttaki yapışkan tabaka ortaya çıkıyor ve yayayı kaputa yapıştırıyor. 

Tüm bu soru ve açıklamalardan sonra hala inanması güç olan çılgın teknoloji hakkında Google'a şimdilik inanmak en mantıklısı gibi görünüyor. Buna neden olarak da geliştirdiği sürücüsüz araçların yayalara zarar vermesini isteyecek en son firmanın Google olduğunu düşünüyoruz. Belli ki bu konu kafalarını epey meşgul ediyor. Diğer taraftan bizim de aklımıza 2 farklı soru geliyor 
  • Yayanın yapıştığı araç ya bir duvara girerse veya başka araç ile çarpışırsa ne olacak?
  • Yaya cama çarparsa ne olacak? (En alttaki çizimde bu konu simule edilmiş gibi görünüyor)
Her halde bu soruların ve nicelerinin cevabı da Google tarafından düşünülmüştür ve bizi şaşırtacağına da eminiz. En umut verici durumun ise farklı firmaların yaya güvenliği konularında ciddi çalışmalar yürütmesi ve ne kadar çılgın olursa olsun beyin fırtınaları yapmaları olarak gösterilebilir.

Ford - Çukur atlama

Yakın zaman önce makyajlanan Ford Fusion yani Ford Mondeo'da sunulacak olan bu sistem sayesinde çukurlardan geçerken araç bir şekilde bu sorunlu yol yüzeyini düz bir şekilde düşmeden geçebiliyor. Ford markası bu sistemi derin ve geniş bir çukura pinpon topları koyarak aşağıdaki videoda açıkça gösteriyor. Sihir gibi görünen bu güzel sistem sayesinde A.B.D'de senede 3 milyar dolara mal olan ve çukura düşme sonucu gerçekleşen hasarlar minimize edilebilecek. Bu arada A.B.D'de bulunan bazı yollarının sanılanın aksine oldukça kötü olduğunu belirtmemizde fayda var.


Sistem temel olarak bilgisayar kontrollü amortisörlere sahip. Sistemdeki sensörler ve sönümleme aygıtları (damperler) çukuru önceden tespit ediyor ve tekerlekleri çukura düşmeden hemen önce tutabiliyor. Bu büyük ihtimalle amortisörün tekerleği aşağıya bırakmaması ve bir nevi dikey olarak kitlemesiyle mümkün olabilir. Yani tekerlek asılı kalıyor ve çukurun üzerinden havada geçiyor diyebiliriz. Tabii ki bu olay saliseler içerisinde gerçekleşiyor. Ayrıca çukurlardan atlama konusunda arka süspansiyon sisteminin öne göre daha da iyi çalıştığı belirtiliyor. Bunun nedeninin ise ön tekerlek sensörlerinin çukuru arka süspansiyon sistemine önceden bildirmesi sayesinde olduğu belirtiliyor.

Ford - Klimadan içme suyu elde etme

Ford markasının güç ve aktarma organları mühendislerinden Doug Martin'in Peru'ya yaptığı bir seyahatte gördüğü billboard, bu sistem için kendisine ilham kaynağı olmuş ve fikrini üstlerine anlatmış. Fikri ilginç bulan Ford yöneticileri de belli bir bütçeyle projeye destek vererek sistemin bir otomobilde nasıl sonuç verebileceğini görmek istemişler.

Ford mühendisinin gördüğü billboard ise havadan su elde etmenin yolunu açan basit bir sistem ve şu şekilde çalışıyor; 
  1. Hava sistemdeki hava filtresine girerek ilk önce toz gibi fazlalıklardan arındırılıyor
  2. Daha sonra yoğuşturucuya (kondensatör) giren hava burada sıvı forma yani suya dönüyor
  3. Su, karbon filtrede arındırılarak içme suyuna dönüştürülüyor
  4. İçme suyu depolanmak üzere depoya gönderiliyor
Havadan su elde etme yöntemi
Bu basit sistemi otomobillere uygulayabileceğini düşünen Ford mühendisinin ise aklına araçlarda zaten hali hazırda bulunan klima sistemi gelmiş. Araçlarda bulunan klima sistemlerinde aracın içerisine soğuk hava verilirken kondensatörde sıcak-soğuk havanın karşılaşması sonucu yoğuşma gerçekleşir ve dolayısı ile su oluşur. Yoğuşma buharlaşmanın tersidir.  Bu duruma basit bir örnek verecek olursak; Kışın dışarı çok soğuk ve içeri çok sıcakken araba veya konut camlarında damlacıklar oluşur. İşte bu durum havanın sıvı hale geçerek su olmasına en güzel örnektir. Ancak bu suyu biz araçlarımızda görmeyiz ve seyir halindeyken yola akar veya damlar. Aslında yaz aylarında klimayı kullandıktan sonra aracı kapatıp gittiğimizde ve geri geldiğimizde bir miktar suyun motordan damlayarak yeri ıslattığına şahit olmuşuzdur. İşte bu su klima çalıştığı sürece oluşur ve araçtan dışarı damlar veya atılır. Kısacası klima aynen yukarıdaki sistem gibi su üretme potansiyeline sahiptir. Bu duruma basit bir örnek verecek olursak; Kışın dışarı çok soğuk ve içeri çok sıcakken araba veya konut camlarında damlacıklar oluşur. İşte bu durum havanın sıvı hale geçerek su olmasına en güzel örnektir. 


Ford marka araca uygulanan sistemde ise 2 lt hacminde bir depo bulunuyor ve klimanın çalışması sonucu gerçekleşen yoğuşma ile ortaya çıkan su ilk olarak 0.1mm deliklere sahip filtreden geçerek içilecek hale getiriliyor ve 2 litrelik depoya gönderiliyor. Klimanın sürekli çalıştığı varsayılırsa sistem 1 saatte 2lt içme suyu depolayabiliyor. Depodaki su ise küçük bir su pompası ile musluğa pompalanıyor. Sistem şu anda aşağıdaki videodan da görülebileceği gibi deney aşamasında ve oldukça kaba bir görüntüye sahjp. Hayata geçmesi durumunda ise oldukça kibar bir musluk veya vana ile göze batmayacak şekilde kamufle edilebilir diye düşünüyoruz. Ayrıca özellikle minivan tarzında geniş ve büyük araçlarda çok daha raht bir şekilde kullanılabilir. Şehirler arası otobüslerde ise çok daha yüksek miktarda içme suyu üretilebilir.

Bize göre oldukça akıllıca olan bu sistem ülkemiz gibi içme suyu yönünden sorun olmayan bölgelerde çok gerekli görülmeyebilir. Ancak özellikle Afrika ve Güney Asya gibi temiz suyun zor elde edildiği fakir bölgelerde büyük bir kurtarıcı olabilir. Ayrıca bu bölgelerde bulunan araçlarda yüksek hava sıcaklığı nedeniyle klima ihtiyacı daha yüksek ve bu da üretilecek suyun daha fazla olmasını sağlayacaktır. Bu da hem içme suyu sorununu bir miktar da olsa giderebildiği gibi kirli sudan kaynaklı hastalıkların da önüne geçebilir diye düşünüyoruz. 

Mercedes - Lastik-ısıtma soğutma

Mercedes markası, lastiklerin yazın çok ısınması ve deforme olmasını veya kışın soğuk nedeniyle sertleşmesini önlemek için patent bürosuna yeni bir teknolojinin başvurusunu gerçekleştirdi. Bu sistem aslında oldukça basit bir şekilde çalışıyor ve faydalı görünüyor.

Çalışma prensibi de şu şekilde gerçekleşiyor;

Aracın ön ve arkasında bulunan kanallar yağmur veya kar suyunu bir haznede topluyor. Lastiklerin sıcaklığı ölçen bir sensör ise çamurluk içlerinde veya jantın içinde bulunuyor. Bu sensör lastik belli bir sıcaklığa ulaşınca uyarı veriyor ve haznede birikmiş olan su, çok ince bir şekilde basınçlı olarak lastiklere püskürtülüyor. Bu sayede ısınmış olan lastikler soğuyor ve özelliklerini kaybetmiyor. 


Diğer taraftan kış mevsiminde özellikle ilk hareket esnasında lastikler soğuk nedeniyle oldukça sert olabilmektedir. Kış lastiği bile olsa bir miktar yol aldıktan ve belli bir sıcaklığa geldikten sonra gerçek özelliklerini gösterebilmektedir. Bunu hızlandırmak için ise yukarıda bahsettiğimiz sistem aynen işlemeye devam ediyor. Ancak tek bir farkla. Sıcaklık sensörleri ortamın çok soğuk olduğunu tespit ediyor ve bu sefer haznede birikmiş olan suyu ısıtarak lastiklere ince ve basınçlı bir şekilde püskürtüyor. Bunun sonucu olarak da lastik üzerinde buzlanma var ise kısa bir süre içerisinde çözülüyor ve lastik de ısınmış oluyor. Lastiğin hızlı bir şekilde ısınması ise hem yol tutuşa arttırıyor hem de araç içerisindeki ses düzeyini düşürüyor.


Sistemin çalışmasını bir de adım adım anlatalım;
  1. Araç üzerindeki kanallar yağmur suyunu topluyor.
  2. Kanallarda toplanan su hazneye doluyor.
  3. Haznede biriken su dişli pompa vasıtasıyla sisteme basılıyor.
  4. Sıcaklık sensörü suyun ısıtılarak mı yoksa normal bir şekilde mi basılacağını tespit ediyor.
  5. Hava sıcaklığı düşükse su ısıtılıyor.
  6. Hava sıcaklığı yüksekse su ısıtılmıyor ve direkt gönderiliyor.
  7. Su ince ve basınçlı bir şekilde tekerleğe püskürtülüyor.
Görüldüğü gibi sistem basit sayılabilecek bir çalışma prensibine sahip. Ancak burada önemli olan lastiklerin ıslanmaması. Aksi takdirde aracın tüm dinamikleri bu nedenle değişebilir. Görüldüğü kadarıyla da oldukça ince ve basınçlı püskürtülen su lastiği ıslatmadan görevini başarılı bir şekilde yapabiliyor.. Bir diğer akılda takılı kalan ise yağışın az veya olmadığı zamanlarda su haznesinin nasıl dolacağı konusu. Büyük ihtimalle bu hazne el ile de doldurulabiliyor. Aksi takdirde sistem çok da işlevsel olmazdı diye düşünüyoruz. 


Yol tutuş, fren, konfor, sessizlik ve lastik ömrü konularına büyük fayda sağlayabilecek olan bu sistem özellikle belli fiyatın üstündeki Mercedes modellerinde standart veya opsiyon olarak sunulabilir. Nispeten daha ekonomik olan A ve B gibi sınıflarda sunulmayacağını, C ve E Serisi gibi sınıflarda opsiyon ve S Serisi'nde de standart olarak sunulabileceğini düşünüyoruz.

Sistemin avantajlar ise şu şekilde özetlenebilir;
  • Daha iyi ve güvenli yol tutuş
  • Daha sessiz sürüş
  • Daha konforlu sürüş
  • Daha düşük yakıt tüketimi
  • Daha uzun lastik ömrü
Honda - Parçalı cam karartma

Çılgın fikirlere en yatkın firmalardan olan ve bu doğrultuda oldukça büyük bir bütçeyi Ar-Ge departmanına ayıran Honda, aracın yan camlarına yoğunlaşıyor ve 4 camın da ayrı ayrı bir noktan bir başka noktaya kadar parmak hareketi ile parçalı olarak karartılmasını sağlıyor. Aşağıda patent başvurusunda kullanılan çizimden anlatım yaparsak konu daha rahat anlaşılabilir. Araç içindeki kişi parmağını F1 noktasına dokunduruyor ve karartmak istediği nokta olan F2'ye kadar parmağını kaydırıyor. Bu kaydırma hareketi aynen dokunmatik ekrana sahip cihazlarda yaptığımız parmak hareketine benzetilebilir ve bunun sonucu olarak da cam istenen seviyeye kadar kararıyor. Burada camın nasıl bir teknolojiye sahip olduğu açık bir şekilde belirtilmiyor ancak ipucu olarak elektronların hareketinden bahsediliyor.

Honda'nın dokunmatik parçalı cam karartma teknolojisinin sürücü ve yolcuları aşırı şekilde rahatsız eden yandan gelen güneş ışığını kesmesi için kullanılacağı belirtiliyor. Ön yolcuların kullandığı güneşliklere ve arka yolcular için de elle yapıştırılan perdelere ve storlu perdelere bu teknoloji ile veda edebilecek gibi görünüyoruz. Ayrıca ön cam için de rahatlıkla uygulanabilir ve karşıdan gelen güneş ışığını da rahatlıkla istenilen noktaya kadar kesebilir. Sistemin çalışma prensibinde araç dururken karartma işleminin uygulanabileceği belirtiliyor ancak özellikle araçtaki yolcular seyahat sırasında aracın sürekli yön değiştirmesine bağlı olarak camı karartıp tekrar koyuluğu açmak isteyebilirler. Kısacası camda kalacak parmak izlerini bir kenara bırakırsak sistem geliştirilmeye açık ve oldukça da faydalı görünüyor. 

Honda 11 ileri 3 debriyajlı şanzıman üstünde çalışıyor

İlgili Konular

LİSTE 2321177414829464854

Yorum Gönder Yorumlar

emo-but-icon

Sosyal Medya

Arama

Facebook

item