Muscle Car ve Hot Rod tarihi - Bölüm 1

Amerika Birleşik Devletleri her ne kadar ilk patentli otomobilin ana vatanı olmasa da ekonomik buhran dönemleri ve dünya savaşları har...


Amerika Birleşik Devletleri her ne kadar ilk patentli otomobilin ana vatanı olmasa da ekonomik buhran dönemleri ve dünya savaşları hariç olmak kaydıyla otomotiv tarihine her daim damgasını vurmuştur. Amerikan otomobilleri arasında en ilgi çekici olanları ise kuşkusuz “Muscle Car” olarak bilinen ve bu lakaplarından anlaşılacağı üzere kaslı motorlara sahip canavarlardır. 3 bölümlük bu yazı dizimizde Amerika’da hız tutkusunun yıllar boyunca nasıl evrim geçirerek “Muscle Car” sınıfını yarattığını önemli kilometre taşlarının üzerinden geçerek inceleyeceğiz.

1890 – 1920: Amerika otomobille tanışıyor

Amerika’da tescilli otomobilin doğuşu, Karl Benz’in ilk içten yanmalı motora sahip patentli otomobili Avrupa’da üretmesinden yaklaşık sekiz yıl sonra gerçekleşmiştir. Kıtada gelişen endüstrinin zenginleştirdiği yatırımcılar Avrupa’da otomotivin parlayan sektör olduğunu keşfetmiş ve seri üretim otomobili ilk piyasaya sunan firma olmak için birbirleriyle yarışa girmişlerdir. Otomobilin emekleme çağı olarak adlandırılan bu dönemde ana hedef elektrikli ya da yakıtlı fark etmeksizin kas gücü kullanmadan ilerleyebilen bir taşıt üretmekti. Her ne kadar öncelikli hedef bu olsa da insanoğlunun ezelden beri içinde yaşattığı rekabet içgüdüsü sayesinde bir öncekinden daha hızlı, daha yüksek menzile sahip, daha sağlam ve daha verimli otomobili üretmek hemen ikinci odak noktası haline gelmiştir.


1893’te Duryea Kardeşlerin “İlk Amerikan Otomobil Üreticisi” unvanına kavuşmasını, 1895’te “Chicago Times-Herald” gazetesinin düzenlediği “Kasım Yarışı” (November Race) takip etmiştir. Tescilli ilk Amerikan otomobilinin üretiminin üzerinden henüz iki sene geçmişken düzenlenen bu yarış kıtadaki otomobil sevdasını ve hız tutkusunun fitilini ateşleyen yegane etkinlik olarak bilinir. 1900’lerin başında kurulan ve günümüzde faaliyetleri sona ermiş Cunningham, Duesenberg, Packard, Peerless, Pierce-Arrow gibi lüks otomobil markalarının yanı sıra 1901’de ilk seri üretim otomobili piyasaya süren Oldsmobile, birbiriyle uyumlu ve değiştirilebilir otomobil parçaları üreten Cadillac, yürüyen bant üretim metodunu ilk kez Model-T üzerinde uygulayan Ford bu dönemin parlayan yıldızlarıdır.



1920-1940: Yasaklardan doğan fırsatlar 

Birleşik Devletler, 1920-1933 seneleri arasında “halkın ahlakını yozlaştırdığı” gerekçesiyle alkollü içeceklerin üretimini, ithalatını, nakliyesini ve satışını belirli ölçüler dahilinde tüm eyaletlerde yasaklamıştır. Ancak her konulan yasağın bir fırsat yarattığı gerçeği bu dönemde de kendini kanıtlamıştır. Yasağın getirdiklerinden biz otomobil severleri ilgilendiren taraf ise anadilinde “Moonshiner” ya da “Bootlegger” olarak tabir edilen alkol üretici/kaçakçılarının polis devriyelerinden kaçmak için güçlendirdikleri otomobillerdir. Motoru ve süspansiyonu geliştirilmiş araçları ile gece karanlığında içki taşıyan bu kaçakçılar hem motor gücü hem de yol tutuş dallarında kendilerinden çok geride kalan polis araçlarına toz yutturmayı başarmıştır. 


İşin en ilginç yanı ise, bu yasa dışı kovalamacaların stresini hafta sonu toprak yollarda ve kumlu sahillerde birbirleriyle yarışarak atan kaçakçıların kendilerini merakla izleyen halktan aldıkları cesaretle yarışları yasal hale getirmenin yollarını aramaya başlamalarıdır. Bill France önderliğinde seneler süren bu arayış, sonunda NASCAR’ın kurulmasıyla sonuçlanır. Daytona sahillerinde yıllarca yarışan içki kaçakçıları, yıllar sonra hünerlerini pistlerde sergileme şansına erişerek Birleşik Devletler çapında haklı üne kavuşurlar. Seneler içerisinde toprak pistten ya da sahil kumundan yüksek kalite yarış asfaltına geçilse de oval pistte yarışma geleneği yüz yılı aşkın süredir terk edilmemiştir.

Polis devriyesinden kaçan alkol yüklü bir aracın illüstrasyonu
Bu dönem aynı zamanda “Hot Rod” ve “Customs” kültürünün de kilometre taşıdır. Ağırlığı azaltma adına çamurluk ve kaput gibi ağır parçaların sökülmesi, şasinin alçaltılması, motorun güçlendirilmesi ve otantik renklerle araçların boyanması gibi uygulamalar 1930’ların başında güney California’da “Hot Rod” kavramını otomobil kültürüne kazandırır. Ehliyet alma yaşına erişen ve cüzdanında ikinci el bir arabayı karşılayabilecek kadar parası olan Amerikan gençleri başta olmak üzere ruhundaki estetik modifikasyon ya da hız ateşini söndürmemiş birçok otomobil tutkunu bu kültüre katkıda bulunmuştur. 


Hot Rod, kısıtlı bütçelerle ve nispeten özensiz işlemlerle parçaları değiştirilen, çoğu zaman günlük kullanılan veya hafta sonları iki blok arasındaki trafik ışıklarında yarış amaçlı modifiye edilen araçlar olarak tanımlanırken, “Customs” araçlar daha yüksek maliyetlerle ve drag yarışlarından çok görsel şov amaçlı modifiye edilen otomobilleri ifade etmiştir. Alçak şasileri, krom aksesuarları, kusursuz iç mekan döşemeleri, göz alıcı parlaklıkta boyalarıyla “Customs” araçlar yüksek ilgi odağı olmuşlardır. “Hot Rod” ve “Customs” otomobiller popüler kültürdeki yerlerini “American Graffiti” gibi meşhur filmlerle geç de olsa pekiştirmişlerdir.

Muscle Car ve Hot Rod tarihi - Bölüm 2 için tıklayınız

Sökük kaput ve çamurlukları, alçaltılmış şasisi, mat boyasıyla tipik bir “Hot Rod”

 - 1.Bölümün Sonu - 

Tansu Tüntaş

İlgili Konular

muscle car nedir 486285548116141512

Yorum Gönder Yorumlar

emo-but-icon

Sosyal Medya

Arama

Facebook

item